İş Hukuku
İş hukuku, bağımlı çalışma durumunu düzenleyen hukuk dallarından biridir.
İş hukuku, bağımlı çalışma durumunu düzenleyen hukuk dallarından biridir.
Sanayi Devrimi’nden sonra oluşmaya başlayan bu hukuk dalı, işçilerin haklarının korunması ve güvence altına alınmasını hedefler. İş hukuku alanındaki uyuşmazlıklarda işçilere, iş hukuku avukatı veya bilinen diğer ismiyle işçi avukatı tarafından hukuki destek verilir.
İş Hukuku ile ilgili her türden uyuşmazlıklarda ve hukuki konularda hukuki danışmanlık veriyor ve avukat desteği sağlıyoruz. İş hizmet sözleşmesinin hazırlanması, işveren ile işçi ilişkilerinin düzenlenmesi, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, sendikal tazminatlar, işe iade süreçleri, izin hakları ve iş hukuku içerisindeki diğer konularda sağladığımız hukuki destek ile işçi haklarının korunmasına yardım ediyoruz.
İş hukuku; işçi ve işveren arasındaki ilişkileri, hak ve sorumlulukları düzenleyen, buna ek olarak kamu kurumlarına da bazı yükümlülükler yükleyen ve haklar veren hukuk dalıdır. Burada düzenlemelerin temelinde işçi ve işveren vardır. Bunlara ek olarak işin kendisi ve kamu da bu düzenlemelerin kapsamında yer almaktadır.
İş hukuku, işveren ile işçi arasındaki ilişkiyi konu edinir. İşveren, yazılı veya sözlü bir iş sözleşmesi çerçevesinde verdiği ücret ile işçiye iş verir. Dolayısıyla bu hukuk dalı kapsamında bir hizmet akdi vardır. Bu bağlamda fabrika-işçi, apartman-kapıcı ve süpermarket-kasiyer gibi işveren ve işçinin olduğu durumlar iş hukukunun kapsamı içindedir.
İş hukuku içerisinde bazı kavramlar vardır. Bu hukuk dalının anlaşılması ve kapsadığı alanın bilinmesi için temel iş hukuku kavramları hakkında bilgi sahibi olunması gerekir. Bazı kavramlara dair detaylar aşağıdaki gibidir:
Bunların haricinde de iş hukukunda çok sayıda kavram bulunur. Ancak bunların temel kavram olduğu ve mutlaka bilinmeleri gerektiği unutulmamalıdır.
İş hukuku; işçi ile işveren arasındaki ilişkileri kapsar. İşçilerin sorumlulukları, yükümlülükleri ve hakları bu kapsamdadır ve kanuni olarak güvence altına alınmıştır. Bu alandaki en önemli hukuki düzenleme olan İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) ise faaliyet konusuna bakılmaksızın bütün işçi, işveren, alt işveren ve işveren vekillerini kapsar.
İş hukuku, kendi içerisinde bireysel ve toplu iş hukuku olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Bireysel iş hukuku; işçi ile işveren arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerdeki kamu rolünü ele alır. Bu alanın temeli olarak kabul edilir. Toplu iş hukuku ise toplu iş sözleşmelerinin gerçekleştirilmesi ve çalışanların toplu şekilde haklarını aramasını düzenler. Bu özelliği nedeniyle işçiler ve halk arasında sendika hukuku olarak da bilinir.
Çalışanlar, bağımlı ve bağımsız olarak kategorize edilebilir. Bağımlı çalışanlar, İş Kanunu kapsamındayken, bağımsız çalışanlar (serbest meslek vb.) ise bu kanun kapsamında yer almazlar.
İş Kanunu içerisinde yer alan dördüncü maddede, açık olarak bu kanunun hangi işleri kapsamadığı ve hangi işlerde uygulanamayacağı ifade edilmiştir. Bu hukuk dalının kapsamında olmayan işler ve alanlar şu şekildedir:
Belirtilen alanlarda işçi ve işveren olsa dahi ilgili hukuk dalı kapsamına dahil edilmez.
İş hukuku avukatı, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde uzmanlaşan avukatlar için yapılan genel bir nitelemedir. İş avukatı veya işçi avukatı olarak da bilinen bu avukatlar, 4857 sayılı kanun kapsamında kabul edilen veya imzalanan iş sözleşmesinden kaynaklı, işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde görev yapar.
Her ne kadar İş Kanunu kapsamındaki uyuşmazlıklarda uzmanlaşan bu avukatlara işçi avukatı nitelemesi yapılsa da bu avukatlar işverenlerin haklarını korumak için görev yapar. Dolayısıyla iş hukuku alanındaki uyuşmazlıklar için her iki tarafta da yer alabilirler.
İş hukuku avukatları, hem işçilerin hem de işverenlerin haklarının korunması kapsamında hizmetler verir. Bu hizmetlerden bazıları şu şekildedir:
Başlıca hizmet alanları bu şekilde sıralansa da İş Kanunu kapsamındaki diğer hukuki konular da iş avukatının hizmet alanına girer.
İş hukuku avukatı, gerek işçilere gerekse de işverenlere vermiş olduğu hukuki destek ile bu alanda hak kayıplarının ve haksızlıkların yaşanmasını engeller. İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda hukuki destek almak, sürecin profesyonellerce yönetilmesini sağlar ve hak kayıplarının önüne geçer.
İş mahkemeleri; 7036 sayılı kanun ile kurulan ve iş hukukundaki uyuşmazlıklardan kaynaklı davalara bakan özel nitelikteki ilk derece mahkemeleridir. Bu mahkemelerin görev kapsamları, yine 7036 sayılı kanunla düzenlenmiştir. Buna göre iş mahkemeleri, iş ilişkinden dolayı işveren ile işçi arasındaki kanundan ya da iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir.
İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklar nedeniyle dava açmak isteyenler, yetkili iş mahkemesine dava dilekçesi ve ilgili diğer belgeler ile başvurmalıdır. Dava dilekçesinde talepler açık olarak belirtilmeli ve taleplerin dayanak noktaları gösterilmelidir. Bütün bu süreç ciddi bir uzmanlık ve deneyim gerektirmektedir. Herhangi bir hak kaybının yaşanmaması için bu süreçte iş hukuku avukatı üzerinden hukuki destek veya danışmanlık almak çok önemlidir.
6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu içerisindeki m.2/1 hükmünde, miktar ve değere bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davaların, aksi yönde bir düzenleme olmaması durumunda Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Ancak HMK’daki düzenlemeler ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na göre bu noktada bir istisna oluşmuştur.
İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki m.5/1-a hükmü uyarınca iş kanunu kapsamındaki işveren ve işçi arasındaki, kanundan ya da iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, İş Mahkemeleridir. İlgili uyuşmazlığın yaşandığı yerde İş Mahkemesi olmaması durumunda ise bu davalara Asliye Hukuk Mahkemesi bakmaktadır.
İş mahkemelerine açılan davaların sonuçlandırılması için öngörülen süre 540 gündür (yaklaşık 1,5 yıl). Ancak her davanın konusu, niteliği, tarafların durumu, ilgili belgelerin toplanmasının zorluğu, davanın açıldığı yerdeki iş mahkemesinin iş yükü gibi unsurlara bağlı olarak bu süre farklılık göstermektedir.
İlk derece mahkemesi olarak kabul edilen iş mahkemelerine açılan davalar, daha sonra istinaf ve Yargıtay aşamalarına geçer ve dosyalar burada incelenir. İnceleme sonucunda verilen karar onandığında karar kesinleşirken, karar bozulduğunda ise mahkeme yeniden başlar. Dolayısıyla mahkeme süreci daha da uzar.
Her ne kadar iş mahkemelerindeki davaların sonuçlanma süresi ile ilgili net süreler vermek imkansız olsa da ortalama olarak bu sürenin 3-5 yıl arasında olduğu ifade edilebilir. Deneyimli bir iş hukuku avukatı ile bu süreyi kısaltmak ve daha erken sonuç almak mümkündür.
Özel ihtisas mahkemeleri olarak isimlendirilen ve neredeyse tüm adliyelerde olan iş mahkemeleri, işveren ile işçi arasındaki uyuşmazlıklara konu olan davalara bakar. Bu mahkemelerin iş yükü çok fazladır ve her geçen gün daha da artmaktadır. Bu duruma çözüm olmak için arabuluculuk sistemi getirilmiştir. Arabuluculuk sistemi nedeniyle bazı konularda direkt dava açılamamakta ve ilk olarak arabulucuya gidilmesi gerekmektedir.
İş hukuku avukatı tarafından bu alanda dava açılmadan önce arabulucuya gidilmesi zorunlu olan konulardan bazıları şunlardır:
Burada belirtilen konulardaki davaları açmadan önce arabulucuya gidilmesi gerekir. Arabulucudan sonuç alınamadığında iş mahkemesine başvurularak dava açılabilir.
İş mahkemeleri, birçok adliyede bulunmaktadır ve ilk derece mahkemesi olarak kabul edilir. Dolayısıyla davaların iş mahkemelerine açılması gerekir. İş mahkemesinin olmadığı adliyelerde ise davalar Asliye Hukuk Mahkemelerine açılır. İş avukatı bu alanda uzmanlaştığından, davaların nereye ve hangi dilekçelerle açılacağı konusunu ve sonraki takip süreçlerini profesyonel olarak yönetir.
İş hukuku avukatı, işçi ile işveren arasındaki kanundan ya da iş sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıklarda hukuki destek sağlar. Uyuşmazlıkların hukuka uygun şekilde çözülmesini sağlayan işçi avukatı, aynı zamanda olası hak kayıplarını ve haksızlıkları da engeller. İş hukuku avukatı ile ilgili bilinmesi gereken bazı önemli noktalar aşağıdaki gibidir:
İş mahkemesinde tarafların avukat ile temsili zorunlu değildir. Tarafların vekili olmadan da dava süreçleri yürütülebilir. Türk hukukunda sadece bazı istisnai durumlarda tarafların avukat ile temsil zorunlulukları bulunmaktadır.
Her ne kadar iş mahkemelerinde avukat zorunluluğu olmasa da hak kayıplarının yaşanmaması ve dava süreçlerinin profesyonel bir şekilde yönetilmesi için avukatlara ihtiyaç vardır. Zamanaşımı, yanlış ve eksik dilekçe gibi nedenlerden dolayı bu alanda hak kayıpları veya dava sürelerinin uzayarak mağduriyetler oluşması, sıklıkla meydana gelen bir durumdur. Bu tür olumsuzlukların engellenmesi için deneyimli bir iş avukatından hukuki destek alınmalıdır.
Arabuluculardaki ve iş mahkemelerindeki süreçlerin sorunsuz şekilde yönetilmesi için deneyimli iş mahkemesi avukatı tercih edilmelidir. Bu alanda sahip olduğumuz deneyim ve uzmanlık ile sizlerin beklentilerini tam olarak karşılıyor, dava süreçlerini profesyonel olarak yürütüyor ve uyuşmazlıkların, hak kaybına neden olmadan çözülmesini sağlıyoruz.
İş hukuku avukatı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na göre hizmet verir. Bu kanunun 164.maddesinde, her türden hukuki iş, işlem ve danışmanlık hizmetinin ücrete tabi olduğu açık şekilde belirtilmiştir. Bu durumun bazı istisnaları olsa da avukatların ücretsiz olarak hukuki danışmanlık hizmeti vermesi mümkün değildir.
İş davalarında avukat ücreti, davanın konusu olan tazminat veya ödemenin belli bir oranı olarak belirlenebilir. Avukatların bu noktada alacakları yüzde, yine kendilerini ilgilendiren yasalar ile sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda avukatlar çoğunlukla %15 ile %25 arasında yüzde alarak davaları üstlenirler. Ancak her avukat için geçerli olan bir yüzde bulunmamaktadır.
İş mahkemelerindeki davalarda avukat ücretini, diğer hukuki davalarda olduğu gibi avukatı vekil olarak tutanlar öder. Ancak davanın kaybedilmesi durumunda karşı tarafından avukat ücretini de davayı kaybedenin ödemesi gerekir.
İş hukuku avukatı ücreti, avukatın deneyimine ve davanın konusuna bağlı olarak farklılık gösterir. Ücretler, Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinden daha düşük olamaz. Zira burada belirlenen ücretler, en düşük ücretlerdir. Avukatlar ve hukuk büroları, kendi işleyişlerine göre daha yüksek fiyatlar da belirleyebilir.